Konumuz Zorbalık: Bir İnsanın Kalbini Kırmak Neden Bu Kadar Kolay?
6 Dakika okuma süresi
`

Zorbalık doğuştan gelen bir özellik değildir. Zamanla öğrenilen, bazen alışkanlığa dönüşen ve farkında olmadan başkalarına aktarılabilen bir davranıştır.
Peki, insan neden zorba olur?
Zorba olmayı gerçekten kendimiz mi seçiyoruz, yoksa yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve içinde bulunduğumuz koşullar bizi zorbalığa mı itiyor?
Bir insan neden başka bir insanı küçük düşürmek ister? Neden onun eksiklikleriyle, görünüşüyle, düşünceleriyle veya duygularıyla alay eder?
Ve belki de en önemlisi...
Birini incittiğimizde elimize ne geçiyor?
Zorbalık Nasıl Öğrenilir?
Hiçbir çocuk dünyaya başka bir çocuğu aşağılamayı veya dışlamayı bilerek gelmez. Çocuklar çevrelerini gözlemleyerek, duyduklarını tekrar ederek ve yetişkinlerin davranışlarını örnek alarak büyürler.
Evde sürekli eleştirilen, düşünceleri önemsenmeyen veya başkalarına saygısız davranıldığını gören bir çocuk, zamanla bu davranışları normal kabul edebilir.
Bazen kendisi incitilen bir çocuk, başka birini inciterek güçlü hissetmeye çalışabilir. Bazen de arkadaşları tarafından kabul görmek isteyen bir çocuk, başkalarıyla alay etmeye katılabilir.
Ancak şunu unutmamalıyız:
Bir davranışın nedenini anlamak, o davranışı haklı çıkarmak değildir.
Yaşadığımız olumsuz deneyimler bizi etkileyebilir. Fakat kendi acımızı başka bir insanın acısına dönüştürmemeyi de öğrenebiliriz.
Çünkü zorbalık öğrenilebiliyorsa nezaket, saygı ve empati de öğrenilebilir.
Birini Kırdığında Gerçekten Ne Kazanıyorsun?
Bir arkadaşının konuşmasıyla alay ettiğini düşün.
Çevrendekiler güldü. Sen de güldün.
O ise sustu.
Belki hiçbir şey söylemedi. Belki gülümsedi ve şakayı anlayışla karşıladı. Belki de kimse fark etmesin diye gözyaşlarını sakladı.
Peki, sen o an ne hissettin?
Daha mı güçlü oldun?
Daha mı değerli hissettin?
Yoksa birinin kalbini kırarak yalnızca birkaç saniyelik bir eğlence mi yaşadın?
İnsanlar bazen söyledikleri kelimelerin karşı tarafta nasıl bir etki bıraktığını düşünmezler.
“Şaka yaptım.”
“Bu kadar abartma.”
“Çok alıngansın.”
Bu cümleler, yapılan davranışın etkisini ortadan kaldırmaz.
Çünkü bir davranışın şaka olup olmadığını yalnızca onu yapan kişinin niyeti belirlemez. Karşısındaki insanda bıraktığı etki de önemlidir.
Senin birkaç saniye sonra unuttuğun bir söz, bir başkasının yıllarca hatırladığı bir kırgınlığa dönüşebilir.
Bu nedenle konuşmadan önce kendimize sormamız gereken çok basit bir soru var:
“Aynı şey bana yapılsaydı ne hissederdim?”
Bazı İnsanlar Ne Kadar Kırılırsa Kırılsın Kırmamayı Seçer
Bazı insanlar vardır...
Kendilerine söylenen kırıcı sözleri unutmazlar ama aynı sözleri başkasına söylemezler.
İncindiklerinde başkalarını incitmeye çalışmazlar.
Haksızlığa uğradıklarında başka bir insana haksızlık yapmayı doğru bulmazlar.
Çünkü onlar için nezaket yalnızca bir davranış değil, bir yaşam biçimidir.
Ama burada önemli bir nokta var:
Birini kırmamayı seçmek, kendimizin kırılmasına sürekli izin vermek anlamına gelmez.
İyi kalpli olmak, her şeye sessizce katlanmak değildir.
Bir insan hem nazik olabilir hem de sınırlarını koruyabilir.
“Bu söylediğin beni incitti.”
“Benimle böyle konuşmanı istemiyorum.”
“Bu davranışı doğru bulmuyorum.”
Bu cümleleri kurmak da bir güç göstergesidir.
Çünkü gerçek güç, başkalarını susturabilmekte değil; kendimizi savunurken bile başkalarının insanlık onurunu koruyabilmektedir.
Zorbalık Karşısında Sen Neyi Seçiyorsun?
Zorbalık yalnızca zorbalığı yapan kişiyle buna maruz kalan kişi arasında yaşanmaz.
Bazen etrafta olup biteni izleyen insanlar da vardır.
Bir arkadaşımızla alay edilirken güldüğümüzde ne olur?
Bir çocuk dışlanırken sessiz kaldığımızda?
Birinin aşağılandığını gördüğümüz halde hiçbir şey yapmadığımızda?
Bazen sessizlik, zorbalığa uğrayan kişinin kendisini daha da yalnız hissetmesine yol açabilir.
Oysa küçücük bir destek bile çok değerlidir.
“Bu yaptığın doğru değil.”
“İyi misin?”
“İstersen birlikte öğretmenimizle konuşabiliriz.”
Bazen yalnızca birinin yanında durmak bile büyük bir fark yaratabilir.
Elbette zorbalığa uğrayan kişinin her zaman kendisini savunacak gücü bulması mümkün olmayabilir. Korkabilir, ne söyleyeceğini bilemeyebilir veya olduğu yerde donup kalabilir.
Bu nedenle zorbalığa uğrayan kişiyi verdiği tepkiden dolayı yargılamamalıyız.
Zorbalığı durdurmanın sorumluluğu yalnızca zorbalığa uğrayan kişiye ait değildir.
Aileler, öğretmenler, arkadaşlar ve çevredeki yetişkinler de güvenli bir ortam oluşturmak için sorumluluk almalıdır.
Empati: Başkasının Dünyasına Açılan Kapı

Empati, yalnızca birine üzülmek değildir.
Empati, olaylara bir anlığına kendi gözlerimizden değil, karşımızdaki insanın gözlerinden bakabilmektir.
Onun neden sustuğunu, neden ağladığını veya neden bazı konularda hassas olduğunu anlamaya çalışmaktır.
Herkesin farklı bir hikâyesi vardır.
Kiminin özgüveni kırılmıştır.
Kimi arkadaş edinmekte zorlanıyordur.
Kimi kendisini yeterince güzel, başarılı veya değerli hissetmiyordur.
Biz bu hikâyelerin tamamını bilemeyiz.
Bu nedenle insanları dış görünüşleriyle, başarılarıyla veya farklılıklarıyla değerlendirmeden önce onları anlamaya çalışmalıyız.
Çünkü bazen karşımızdaki insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey bir tavsiye değil, gerçekten anlaşıldığını hissetmektir.
Kitap Okumak Empati Kurmamıza Nasıl Yardımcı Olur?
Kitap okumak yalnızca kelime dağarcığımızı geliştirmek veya yeni bilgiler edinmek için yaptığımız bir etkinlik değildir.
Kitaplar, bize başka insanların hayatlarını tanıma fırsatı sunar.
Bir hikâyeyi okurken hiç tanımadığımız bir çocuğun arkadaşı olabiliriz.
Onun korkularını, hayallerini, sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşabiliriz.
Bazen hikâyenin kahramanı dışlanan bir çocuktur. Bazen kimse tarafından anlaşılmayan bir gençtir. Bazen de yanlış bir davranışta bulunan ve daha sonra yaptığı hatayı fark eden biridir.
Bir karakterin hikâyesini okumak, onun davranışlarının arkasındaki duyguları düşünmemize yardımcı olabilir.
Belki ilk başta anlamadığımız bir karakteri hikâyenin sonunda anlayabiliriz.
Belki de daha önce hiç düşünmediğimiz bir soruyla karşılaşırız:
“Ben onun yerinde olsaydım ne yapardım?”
İşte kitapların en değerli yanlarından biri budur.
Bize yalnızca kendi hayatımızı değil, başka insanların dünyalarını da düşündürürler.
Ancak empati geliştirmek için kitapları yalnızca okumak değil, üzerlerine konuşmak da önemlidir.
Çocuklarla Kitap Okurken Sorabileceğimiz Sorular
Bir hikâye bittikten sonra çocuğumuza şu soruları yöneltebiliriz:
- Sence hikâyedeki çocuk neden üzüldü?
- Sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?
- Sence hangi karakter yanlış davrandı? Neden?
- Arkadaşının davranışı ona nasıl hissettirmiş olabilir
- Hikâyedeki çocuğa yardım etmek isteseydin ne söylerdin?
- Bu hikâyenin sonunu değiştirebilseydin nasıl bitirirdin?
Bu soruların her zaman tek bir doğru cevabı olması gerekmez.
Önemli olan çocuğun düşünmesi, duyguları fark etmesi ve olayları farklı açılardan değerlendirmeyi öğrenmesidir.
Kitaplar tek başına zorbalığı önlemez. Fakat ebeveynlerin rehberliği ve sağlıklı iletişimle birleştiğinde empatiyi konuşmak için güçlü bir başlangıç noktası olabilir.
Çocuklara Nezaketi Söylemekten Önce Göstermeliyiz

Çocuklar yalnızca anlattıklarımızı değil, yaptıklarımızı da öğrenir.
Bir çocuğa “Kimseyle alay etme.” derken biz başkalarının görünüşleriyle alay ediyorsak verdiğimiz mesaj anlamını kaybeder.
Ona “Arkadaşlarını dinlemelisin.” deyip kendisi konuşurken sözünü kesiyorsak empatiyi öğretmekte zorlanabiliriz.
Çünkü empati önce evde başlar.
Çocuğumuz üzüldüğünde onu dinlemekle...
Bir hata yaptığımızda özür dilemekle...
Farklı düşünen insanlara saygı göstermekle...
Başkalarının başarılarını küçümsememekle...
Bir insanın duygularını anlamak için zaman ayırmakla...
Çocuklarımızın başkalarına nasıl davranmasını istiyorsak önce biz onlara ve çevremizdeki insanlara öyle davranmalıyız.
Çünkü nezaketi öğretmenin en etkili yollarından biri, onu günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirmektir.
Zorbalığı Değil, İyiliği Çoğaltmak Bizim Elimizde
Hayat boyunca hepimiz kırılabiliriz.
Haksızlığa uğrayabiliriz.
Bazen yanlış anlaşılabilir, bazen de istemeden bir başkasını incitebiliriz.
Ancak önemli olan hatalarımızı fark edebilmek ve davranışlarımızın sorumluluğunu alabilmektir.
Bir insanı kırdığımızda özür dileyebilmek...
Birinin üzüldüğünü gördüğümüzde yanında olabilmek...
Haksızlık karşısında sessiz kalmamayı öğrenmek...
Ve en önemlisi, kendimiz incindiğimizde aynı acıyı başka birine yaşatmamayı seçebilmek...
Bütün bunlar öğrenilebilir.
Belki herkesi değiştiremeyiz ama kendi davranışlarımızı değiştirebiliriz.
Belki dünyadaki bütün zorbalıkları durduramayız ama bir kişinin kendisini yalnız hissetmesini önleyebiliriz.
Belki de bugün söylemekten vazgeçtiğimiz kırıcı bir söz, hiç bilmediğimiz bir kalbi koruyabilir.
Son Söz: Her İnsanın İnce Bir Yeri Vardır
Hiç kimsenin hayatını bütünüyle bilemeyiz.
Karşımızdaki insanın hangi acılardan geçtiğini, hangi kelimelerle kırıldığını veya içinde hangi sessiz mücadeleleri verdiğini göremeyebiliriz.
Bu yüzden insanlara karşı biraz daha anlayışlı, biraz daha dikkatli ve biraz daha merhametli olmalıyız.
Çünkü birini kırmak çok kolaydır.
Ama kırılmış bir kalbin yeniden güvenmeyi öğrenmesi zaman alabilir.
Bir başkasını incitmeden de güçlü olabiliriz. Birini küçümsemeden de değerli olabiliriz. Başkasını susturmadan da sesimizi duyurabiliriz.
Bugün kendimize tek bir soru soralım:
“Ben insanların hayatında nasıl bir iz bırakıyorum?”
Ve bu sorunun cevabını ararken Yaşar Kemal'in İnce Memed romanındaki şu unutulmaz sözünü hatırlayalım:
“İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli.”
— Yaşar Kemal, İnce Memed
